'kötü polis, kötü polis. kapat. gözlerini kapat uyu şimdi.rozetini ve silahını masanın üstüne bırak, daha fazla işimize karışma. '
peki, dedim ve sustum. üstüme zimmetli tüm suçları masaya dizdim. yorulmuş olmalıyım, en yakın berjere çöktüm. derim soyuldu, siz hiç mi derine inememişsiniz. kızdım. neden öğlene kadar uyumama izin verdiniz? yüzüm asfaltı izler. çizgiler, noktalar, çizgiler... ağzımda o iğrenç tad, tükürsem fayda eder mi. bıraktım gözlerimi, net görememek sağlam bir lüks bu gece.
çok sustuk, yetmez mi.
katil kardeşim, neden öldürdün beni
19 Ekim 2008 Pazar
11 Ağustos 2008 Pazartesi
-şimdi çay yapamam anne, daha sonra...
diye açılır sahne. ardından eski bir ahizenin tıkırtısı duyulur ve perdenin ardından beyaz önlüklü biri girer içeri.
-sağ kolunuzu kaldırın bayan, tamam şimdi de solu.... (kısa bir sessizlik) lütfen sol kolunuzu kaldırın, diye tekrarlar
-görmediniz mi kaldırıyorum, diye yanıt gelir.
-peki hanımefendi.
hoşgeldiniz! burası söz dinlemeyen eklemler ülkesi,dönme dolapta biraz sersemlemeye ne dersiniz?
aslında ne o istanbul devlet tiyatrolarının dekorlarındandır, ne de içeri giren yıldız kenter.
"ahh perdenin bildiğin tülden ev perdesi olmasından anlamıştım ben zaten" dersiniz yanınızdakine.
ama şşşşşşt diyebilirim size kaşlarımı çatarak, oyun devam ederken konuşmak çok büyük kabalıktır kuzum.
ana kahramana 2 metreden fazla yaklaştırmamaya başlar sizi beyaz önlüklüler. oysa stetoskopu çok sevmezmiydiniz siz çocukken. bilmem?
bir kadın vardır odanın ucunda. gözlerini dışarı dikmiş yatakta yatan. vücudunda hafif bir titreme.. belki ne olduğunu anlamamış, belki aslında orda bile değil çoktan çekmiş gitmiş. ama bizim gözümüz bu ya, herşeyi göremeyecek kadar salak. merak edersin o ağlayabilir mi, uyursa rüya görebilir mi, yoksa artık kurtulmaz mı paçası bu kabustan. sense yardım et diye bağırmasını mı beklersin.ama o bağırmaz, sonlanmıştır çoktan bilinç.
ama belki bir ağaç olsaydı yakınlarda tutardı onu hayatta, belki kocaman bir ağaç... sağlam kökleri olanlardan, evet. kocaman bir ağaç belki. hepimizin tutunmasına yeter miydi?
diye açılır sahne. ardından eski bir ahizenin tıkırtısı duyulur ve perdenin ardından beyaz önlüklü biri girer içeri.
-sağ kolunuzu kaldırın bayan, tamam şimdi de solu.... (kısa bir sessizlik) lütfen sol kolunuzu kaldırın, diye tekrarlar
-görmediniz mi kaldırıyorum, diye yanıt gelir.
-peki hanımefendi.
hoşgeldiniz! burası söz dinlemeyen eklemler ülkesi,dönme dolapta biraz sersemlemeye ne dersiniz?
aslında ne o istanbul devlet tiyatrolarının dekorlarındandır, ne de içeri giren yıldız kenter.
"ahh perdenin bildiğin tülden ev perdesi olmasından anlamıştım ben zaten" dersiniz yanınızdakine.
ama şşşşşşt diyebilirim size kaşlarımı çatarak, oyun devam ederken konuşmak çok büyük kabalıktır kuzum.
ana kahramana 2 metreden fazla yaklaştırmamaya başlar sizi beyaz önlüklüler. oysa stetoskopu çok sevmezmiydiniz siz çocukken. bilmem?
bir kadın vardır odanın ucunda. gözlerini dışarı dikmiş yatakta yatan. vücudunda hafif bir titreme.. belki ne olduğunu anlamamış, belki aslında orda bile değil çoktan çekmiş gitmiş. ama bizim gözümüz bu ya, herşeyi göremeyecek kadar salak. merak edersin o ağlayabilir mi, uyursa rüya görebilir mi, yoksa artık kurtulmaz mı paçası bu kabustan. sense yardım et diye bağırmasını mı beklersin.ama o bağırmaz, sonlanmıştır çoktan bilinç.
ama belki bir ağaç olsaydı yakınlarda tutardı onu hayatta, belki kocaman bir ağaç... sağlam kökleri olanlardan, evet. kocaman bir ağaç belki. hepimizin tutunmasına yeter miydi?
22 Nisan 2008 Salı
sigaraya başladın geçen gün, öyle atılır mı sandın dert.
belki, her çakmak sesiyle bir gram bile olsun azalsaydı acılar.
benim koyu yeşil balıklarım, senin başka şehirlere gitmeni isteyen sevdiklerin vardı. belki eski bir kamerayla cekilecek bir filmin güzel bir karakteri olacaktın, kimbilir bense koyu griler giyinen bir heykel.
sensiz fırçalanacaktı dişler, bensiz yapılacaktı salatalar. hiçbirzaman rutin olamayacaktık belki. hep tutunulacak bir saç, bazen sonsuza dek hatırlamak için içe çekilecek bir koku. ondan sonra fısılda : "mutlu mutsuz".kalabalıklar arasından seçilemez sessizlik, oysa bilmezmiyim dudak gülse, ten gülmez. tabaklar kirlenir, bulaşıklar, okunacak kitaplar, söylenecek sözler birikir. belki de aslında her gece senle uyurlar ; kirpiklerin yastık gözyaşların kılıf olur birden.
şimdi gözlerini kapa ki hepsi geçsin dostum.
belki, her çakmak sesiyle bir gram bile olsun azalsaydı acılar.
benim koyu yeşil balıklarım, senin başka şehirlere gitmeni isteyen sevdiklerin vardı. belki eski bir kamerayla cekilecek bir filmin güzel bir karakteri olacaktın, kimbilir bense koyu griler giyinen bir heykel.
sensiz fırçalanacaktı dişler, bensiz yapılacaktı salatalar. hiçbirzaman rutin olamayacaktık belki. hep tutunulacak bir saç, bazen sonsuza dek hatırlamak için içe çekilecek bir koku. ondan sonra fısılda : "mutlu mutsuz".kalabalıklar arasından seçilemez sessizlik, oysa bilmezmiyim dudak gülse, ten gülmez. tabaklar kirlenir, bulaşıklar, okunacak kitaplar, söylenecek sözler birikir. belki de aslında her gece senle uyurlar ; kirpiklerin yastık gözyaşların kılıf olur birden.
şimdi gözlerini kapa ki hepsi geçsin dostum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)