Bir sistem, ondalık. Rakamlarla bir çok şeyi daha ben yokken tanımlamış insanlık. Virajı alırkenki hızını, pastaya konan un miktarını ve zamanı... Bazen geçmek bilmeyen anların hepsini tanımlayıp, birimlere döküp üstüne herkese belirli yaşlar vermiş. 18,30,45,50...
Bu dönemlerde neler hissetmen gerektiği belit, sana yapıştırılan, algıladığının varsayıldığı duygu ve deneyimler çoktan belirli. Buna göre araştırmalar yapılmış, 7 yaşındakilere öğretilmiş okuma-yazma. Ruhlar prototipleştirilmiş, algı öngörülmüş. Zaman ve onun getirdiği yaş. Oysa tamamen kişisel olmasına rağmen fazlasıyla evrenselleştirilmişler. Varmak'tan ziyade yola çıkmanın güzelliğini unutmuş tabanlarımız...Yarattığımız zaman kavramı olmasa baştan başlayabilme imkanları belki daha olağan durabilirdi. Kendimi akışa bırakabilmeyi öğrenmem belki gerekli olan. Hem deniz ırmağa hayır der mi hiç?
19 Şubat 2009 Perşembe
14 Şubat 2009 Cumartesi
balıkçılık hikayelerim
dağınık saçlarımla erkenden başladı bugün. soğukla uyandım ve sanki hiç ayrılmadı benden. kalorifere sarıldıkça içime işledi soğuk. uyudukça rüyamı ele geçirdi...
adım adım yaklaşan bir sis bulutu gördüm dışarda. beni içine çekip kaçırdığım aklımı bulana kadar döndürecek sandım. adım adım yaklaştı otobüs açık hava toplantısına.
"Hepimiz ölümü kendimizde taşırız, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi" dedi kulağıma Rilke. ellerim kanıyor bu soğukta, avucunu açıyor insanlar gökyüzüne ve hiçbir huzur inmiyor üstlerine bu sabah.
oysa 60 senesinde konulan kız isimlerinin içinde ne çok gül varmış.
-duraklat
gül'ün "anneme süslendim ben" dediğini duydum.
sonra gülsün'ümün gözlerini gördüm.
elini sırtımın tam ortasına koyup bekledi, yaptığı hileyi görüyordum. benden almaya çalıştığı hüznümü seyrettim gözlerinden akarken. "ellerin üşümüyor mu" dedi, "ah seninki kadar" dedim. "şu tentenin altına gir istersen, ıslanma" dedi, boşver dedim. ne fark ederdi ki bu kuru soğuk ve ıslatmaya dahi yeltenmeyen garip yağmurdan korunmak.
"demek beraber ölücez, senin yanına gömsünler, hiç itirazım olmaz" dedi. "çok konuşuruz ama diğerleri rahatsız olur gülsünüm" dedim. birbirimize bakıp güldük...
-oynat
toplumun yarattığı zaman kavramının her dakikasından ellerimi yastık altına saklayışıma izin verildiği saatlerde gördüğüm düşler. Efsaneler,asırlık gemiler ve Kafka'nın Amerika'sı gibi git gide içimde boyadığım uzak sahil hayallerim... 'Bitmeyecek bir öykü' durur rafımda, okuyup anlatır mısın diye fısıldarım. Bana rastladığında merhaba deme bu sefer, etrafıma bu kadar toprak yaklaşırken hala balıkçılık yapmaya hakkım var mı onu söyle bana. evet de hayır de... ama merhaba deme.
adım adım yaklaşan bir sis bulutu gördüm dışarda. beni içine çekip kaçırdığım aklımı bulana kadar döndürecek sandım. adım adım yaklaştı otobüs açık hava toplantısına.
"Hepimiz ölümü kendimizde taşırız, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi" dedi kulağıma Rilke. ellerim kanıyor bu soğukta, avucunu açıyor insanlar gökyüzüne ve hiçbir huzur inmiyor üstlerine bu sabah.
oysa 60 senesinde konulan kız isimlerinin içinde ne çok gül varmış.
-duraklat
gül'ün "anneme süslendim ben" dediğini duydum.
sonra gülsün'ümün gözlerini gördüm.
elini sırtımın tam ortasına koyup bekledi, yaptığı hileyi görüyordum. benden almaya çalıştığı hüznümü seyrettim gözlerinden akarken. "ellerin üşümüyor mu" dedi, "ah seninki kadar" dedim. "şu tentenin altına gir istersen, ıslanma" dedi, boşver dedim. ne fark ederdi ki bu kuru soğuk ve ıslatmaya dahi yeltenmeyen garip yağmurdan korunmak.
"demek beraber ölücez, senin yanına gömsünler, hiç itirazım olmaz" dedi. "çok konuşuruz ama diğerleri rahatsız olur gülsünüm" dedim. birbirimize bakıp güldük...
-oynat
toplumun yarattığı zaman kavramının her dakikasından ellerimi yastık altına saklayışıma izin verildiği saatlerde gördüğüm düşler. Efsaneler,asırlık gemiler ve Kafka'nın Amerika'sı gibi git gide içimde boyadığım uzak sahil hayallerim... 'Bitmeyecek bir öykü' durur rafımda, okuyup anlatır mısın diye fısıldarım. Bana rastladığında merhaba deme bu sefer, etrafıma bu kadar toprak yaklaşırken hala balıkçılık yapmaya hakkım var mı onu söyle bana. evet de hayır de... ama merhaba deme.
4 Şubat 2009 Çarşamba
deuss ex machina
kocaman bir bulutla kaplı küvette uyandım sanki bu sabah. görme eylemine muvaffak olmam için fazla pusluydu etrafım. Bir sürü karga çekiştirirken tenimi öyle bir yoldaydık ki, artık perde açılamazdı.Yunan mitolojilerinde olaylar çözülemeyecek kadar karmaşıklaştığında aniden ortaya çıkıp tüm sorunları çözen, kurtarılması gerekeni kurtaran "makineden tanrı" ya da bir melektir Latince 'deuss ex machina'. Elden başka şey gelmez çünkü, sağlam bir düğüm attığınızda küçükseniz annenize koşabilirsiniz oysa bunun için çok geçse sessizce deuss ex machina'ya ağıt okuyabilirsiniz.
Evrendeki enerjinin süreksizliği sizin kayboloşunuzun sürekliliğine paralel gider. Olasılıklar üzerine kurulu bir düzen der kuantum fiziği. Bu uğurda kediler bile ölür zamanında. Sizse cebinizde 20'likten bir zar taşırsınız. Bu kaçıklar haklıysa, bu düzlemi yenmek için siz de zar atmalısınız.
Camı açıyorum, sinekliği yana itiyorum. Hem bu mevsimde sinek olmaz zaten. Rüzgar hızla içeri doluyor, o doldukça ben dışarı çıkıyorum. Güneş tam karşımda bu sefer sarıdan çok beyaz yapmış çevresini. Şubat ayında gökyüzü arkamda mavi sadece. Ağaç,dallar, bisikletler, toprak ılık, kuş sürüleri derken rüzgar sıkıldım diyor. Kafa tutamıyorum, geri dönüp uzanıyorum eski halının üstüne, yüzü koyun, uçmanın tadı damağımda kalmış gibi...
Evrendeki enerjinin süreksizliği sizin kayboloşunuzun sürekliliğine paralel gider. Olasılıklar üzerine kurulu bir düzen der kuantum fiziği. Bu uğurda kediler bile ölür zamanında. Sizse cebinizde 20'likten bir zar taşırsınız. Bu kaçıklar haklıysa, bu düzlemi yenmek için siz de zar atmalısınız.
Camı açıyorum, sinekliği yana itiyorum. Hem bu mevsimde sinek olmaz zaten. Rüzgar hızla içeri doluyor, o doldukça ben dışarı çıkıyorum. Güneş tam karşımda bu sefer sarıdan çok beyaz yapmış çevresini. Şubat ayında gökyüzü arkamda mavi sadece. Ağaç,dallar, bisikletler, toprak ılık, kuş sürüleri derken rüzgar sıkıldım diyor. Kafa tutamıyorum, geri dönüp uzanıyorum eski halının üstüne, yüzü koyun, uçmanın tadı damağımda kalmış gibi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)